Sosyal Medya, Nereden Geldi, Nereye Gidiyor

Sosyal Medya, Nereden Geldi, Nereye Gidiyor

2005 yılından sonra, gündemde fazlasıyla yer alan, büyümeye başlayan ve üzerine üniversitelerde bölüm oluşturulan, sosyal mecra, çıktığı uzun yolculukta ilk  meyvelerini veriyor. Kuralları ve boşlukları konuşuluyor. Daha büyük kitlelerin bu mecrada kendine yer bulması için, özendirme çalışmaları yapılıp, eğitimler veriliyor.  Bir grup geleceğin  dili derken, bir başka grup,  bir balon gibi büyüyen bu mecranın kısa zamanda yok olacağı varsayımlarında bulunuyor.
Yeni bir keşifmiş gibi düşünendenler, üzerine biraz düşünse, sosyal mecranın  internetten çok önceleri var olduğunu, rahatlıkla görebilir.  Geçmişte, sosyal mecraların gelişiminde izlenen yol,  bugün  sanal sosyal mecranın daha etkili olabilmesi için yardımcı olabilir. Bu gün hala var olan, klüp ya da organizasyonlara bakmak ve hangi yollardan geçtiğini gözlemek, bir ışık  olacaktır. Burada yapılanın yeni köye eski adet uygulaması olacağını unutmamak gerekir.


1900’lerin başında oluşturulan mekan ya da sosyal mecralarda, insanlar aynı amaç için bir araya geldi, tanıştı. Birlikte ticaret yaptığı ya da birlikte sosyal etkinlikler organize ettiği,  konusunda  otorite olan bu mecralarda, bulunmak için çaba harcadı. Bu kişilerin birey olarak sahip oldukları güçten fazlasını aldığına  inandığı noktada büyüdü ve gelişti. Aristokrat sınıfının başlangıçta ilgi gösterdiği sosyal mecra, sonrasında daha farklı oluşumlarla,  geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Bugün sivil toplum örgütleri, spor klüpleri, bu mecra içinde yeralıyor. Tek bir başlığı yok, farklı hedefleri ve hedef kitleleri var. Sosyal mecrada varolabilmenin bir önkoşulu oluşturuldu.  İnsanların bir araya gelmesinde  bir amaç vardı.
Sosyal mecralar, karşılıklı maddi ya da manevi  kazancın elde edildiği, hedeflediklerin net ortaya konduğu, konusunda otorite olma için çaba harcayan ve bunun için bedel ödenmesi gereken yerler olarak değerlendirilebilir. Bunun geleneksel mecrada olduğu gibi, sanal dünyada da  bolca örneği var.
Sosyal mecra, insanlara, bir kimlik, etiket sağlıyor. Bu durum geleneksel sosyal mecrada olduğu gibi, sanalda da geçerli. Bu kimlik ona üstüne giydiği elbise  ya da yaptığı iş kadar değer katıyor. Kimi zaman düşüncelerin önüne geçiyor.  Sanal  mecradaki fark, daha büyük kitleleri farklı yerlerden bir araya getirebilme, daha hızlı iletişim sağlayabilme şansı. Bütün bunlar  özde, sanal sosyal mecranın, yeni köye eski icad  olduğunu gösteriyor.
Yaratılan mecraların ömrünün uzunluğu, kişiler ve topluluklar üzerinde etkili olmasına bağlı.  Bugün, hızla gelişen sanal mecrada, bağlılığı artırıcı çalışmalar yürütülüyor. Geleneksel sosyal gruplarda olduğu gibi, başarılı ve uzun ömürlü olabilmesi, hedeflediği kitleye verdiği hizmet kadar, bunu nasıl ve ne kadar taşıp geliştirebileceğiyle ilgili olduğunu, unutmamak gerekiyor.
İnsanlar sosyal mecralarda, maddi ve manevi olarak beslenmeli. Neden ben buradayım sorusunun cevabında, kişinin kendiyle bütünleştirdiği, duygusal olarak aitlik hissettiği,  bir hedefi dile getirebilmeli. Aidiyet hissini artıran, ihtiyacı doğru yönlendiren çalışmalar, sosyal mecranın uzun ömürlü olabilmesinde vazgeçilmez kural olarak değerlendirilebilir.
Bugünlerde  iş başvurusu için oluşturulan cv’lerde de insanlar hangi sosyal mecraya  üye olduklarını dile getiriyor ya da acaba yazsam mı diye düşünüyor. Özellikle kişisel beceriler  bölümüne , hangi sosyal gruplara üye olduğu, takipçi sayısını eklemek isteyenler olacak. Bunu gördüğümüzde de şaşırmayacağız.  Tıpkı üye olduğu spor klübü ya da sivil toplum örgütlerini dile getirdiği gibi.
Geçmişte  ait olduğu sosyal gruplar onun sosyal çevresini, sosyal yapısını tanımlıyordu. Yaptığı ya da katıldığı organizasyonlar,  bir işin  olurunda, artı değer kazanmasında, yardımcı olurdu.  Bugün ne değişti derseniz, gerçekte değişen bir şey yok, sadece kanalın gelişmesi ve  değişmesi sözkonusu. Teknolojiyle birlikte yaratılan sanal sosyal ortam, gelenekselden  daha hızlı bir şekilde akla gelmeye başladı.  Kişinin tweeter da olması, hatta kaç üyesinin olduğu, onu takip edenlerin sayısı kadar niteliği de önem taşmaya başladı. Okan Bayülgen geleneksel kanaldaki programında, katılımcılarını, kaç takipçin var sorusuyla sınıfladı.
Burada anakonu, ihtiyacın ne olduğu ve bu ihtiyacın karşılanması için neler yapıldığı, beklentileri ne kadar karşılayabildiğiyle ilgili.  Kişinin o mecradan beklediği ya da o konuyla ilgili beklentisinin karşılanıyor olması değerlendirmeli. Sanal ortam gelenekselden daha hızlı hareket edebilmeli. Sanal mecrada, giriş ve ayrılış için verilen karar  süreci Geleneksel mecradan çokta kısa zamanda gerçekleşiyor. Tutunanacak dalın güçlü ve  bağlayıcı olması,  bu anlamda daha fazla önem taşıyacak.
İnsanın varoluşu ve gelişiminde,  birey olmak kadar, ait olma hissi de önemli bir yer tutar. Zaman içinde mecralar ya da etkinlikler değişse de, insanın  içinde bulunduğu ortamda kendini bir şekilde ifade edebilmesi için, buna hep ihtiyaç duyacağı için, hep varolmaya devam edecek. Kişinin kendini  besleyebilmesi,  varlığına değer katabilmesi için hep önemli. Tıpkı tuttuğu takımı bırakmaması,  girdiği klübün, mecranın üyeleğine giriş ve çıkışta verdiği kararın  aitlik hissiyle beslenmesi gibi. Tweter’a ya da Facebook’a  giriş ve ayrılışları gerçekten aitlik mi besliyor ona bakmalı.

 

Gülin Gürsoy

 

0.00 avg. rating (0% score) - 0 votes

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir